10 Ekim 2018 Çarşamba

"BALIK BU KAÇAR"


Denizle ve doğayla yaşamaya başlayınca daha iyi anladım ve daha çok sevdim Sait Faik’i. Çocukluğuma yabancı pek çok şeyle otuzbeşimi devirdikten sonra tanıştım. Bir balığı kandırmanın zorluklarını, onu kıyıya doğru çekerken sahip olman maharetleri hep yeni yeni öğrendim. Stadyumlarda yaşadığım bambaşka dünyalardan insanlarla ortak paydalarda buluşma hissinin daha hakikatlisini yemden, iğneden, misinadan, kalamadan konuşurken yaşadım balıkçı arkadaşlarla. İstanbul’dan, Almanya’dan, Finlandiya’dan, Hollanda’dan, Milas’ın köylerinden, Güvercinlik’ten, Bodrum’dan, Denizli’den, İzmir’den gelen insanlarla bir denizin kıyısında geçen saatlerde bir kaç mandalinayla şarabı paylaşırken yeniden sevdim insanı ve dünyayı.

Buralarda insanların çoğu ununu elemiş eleğini asmış, kimiyse içten pazarlıklı olmayı hiç öğrenenmemiş. Herkesin dün ya da evvelsi gün tuttuğu ya da kaçırdığı balıklara dair pembe yalanları olsa da; biri yanıbaşınızda kaçırdı mı kiloluk bir çuprayı ya da levreği, hep beraber üzülüyorsunuz. “Balık bu kaçar” deyip yeniden sallıyorsunuz oltanızı.